Terk edilmiş üç kardeş, kayıp bir anne ve baba, 40 yıldır çözülemeyen bir gizem… ‘Buraya kadarmış, onları asla bulamayacağız’

Takvimler 22 Nisan 1984’ü gösterirken 2 yaşındaki Elvira, 4 ve 5 yaşındaki ağabeyleri Ricard ve Ramon’la birlikte Barselona’nın en büyük tren istasyonlarından biri olan Estacion de Francia’da terk edildi.

Çocukların üzerinde tasarımcıların elinden çıkma pahalı giysiler vardı. Babalarının Fransız arkadaşı Denis’in beyaz Mercedes’iyle getirilmişlerdi istasyona. Aracını yakınlarda bir sokağa bırakan Denis, çocuklara içeri girene kadar eşlik etmiş ardından da “Siz beni burada bekleyin, ben şeker alıp geleceğim” deyip ortadan kaybolmuştu.

Üç kardeş Denis’i dakikalarca bekledi ama gelen giden yoktu. En sonunda Elvira ağlamaya başladı.

Bunun üzerine, istasyondaki demiryolu çalışanlardan biri çocukların yanına gidip “Sorun ne?” diye sordu. Hem Fransızca hem de İspanyolca konuşabilen Ramon durumu adama anlattı. Hemen polise haber verildi.

Polis geldikten sonra işler daha da tuhaflaştı. Zira çocuklar ne anne babalarının isimlerini ne de soyadlarını biliyorlardı. “Eviniz nerede?” sorusuna verebildikleri tek cevap ise “Paris’te yaşıyorduk” şeklindeydi.

Beş yaşındaki çocukların normalde bu tür soruların cevaplarını bilmeleri gerekirdi ama yine de polis durumu fazla endişe verici bulmamıştı. Zira çocukların, özellikle de üç kardeşin, bu şekilde hiçbir açıklama yapılmadan terk edilmesi çok nadir bir durumdu. Kısa süre içinde bir akrabanın, aile dostunun ya da öğretmenin çocuklar için kayıp başvurusu yapacağına ve gizemin çözüleceğine inanılıyordu. Basına haber vermeye ya da halkın desteğini istemeye gerek görülmedi.

O akşam çocuklar Barselona’da bir yetimhaneye götürüldü. Üç gün sonra da şehir merkezindeki bir bakım evine alındılar. Fransa’nın ve Avrupa’nın diğer ülkelerinin polis kurumlarına Barselona’da üç kayıp çocuk bulunduğu bildirildi.

ANNE BABALARI SORULDUĞUNDA SESSİZLİĞE GÖMÜLÜYORLARDI

Günler haftalara dönüşüyordu ama çocukları sorup soruşturan yoktu. Bakım evinin çalışanları da garip bir durum olduğunu sezmişti. Normalde çok uslu ve terbiyeli olan çocuklar, anne babaları ve geçmişleriyle ilgili sorular karşısında bir anda duvar gibi tepkisizleşiyor ya da çekip gidiyordu. Görevliler raporlarında bunun bir “psikolojik blok” sonucu olduğuna karar verdiklerini ve çocukların üzerine gitmek istemediklerini belirtmişti.

Mayıs ayında önemli bir gelişme yaşandı. Bir eğitim psikoloğu olan Marisa Manera, Barselona sosyal hizmetler bürosunun ilan panosunda kardeşlerin fotoğrafını gördü. Fotoğrafın yanındaki notta, “Bu üç çocuğu tanıyan var mı?” deniyor ve bilgisi olan kişiler bakım evinin telefon numarasına yönlendiriliyordu.

Marisa ve öğretmen eşi Lluis Moral daha önce kimsesiz çocuklara koruyucu ailelik yapmıştı. Bu çocukların bakımını üstlenmeye de gönüllü oldular. Kardeşler Haziran ayında Marisa ve Lluis çiftinin evine taşındı.

O yaz hep birlikte Barselona’nın güneyinde bulunan Ebro Nehri kıyısında kamp yapmaya gittiler. Çocuklarla ilgili bir gariplik de o sırada ortaya çıktı. Babalarının isimlerini bilmiyorlardı ama Porsche, Jaguar gibi lüks otomobilleri tanıyabiliyorlardı. Hatta 2 yaşındaki Elvira, tatil sırasında gördükleri beyaz bir Mercedes’i işaret ederek, “Bakın, babamın arabası!” demişti.

HAMİLELİK DÖNEMİNDE BİYOLOJİK AİLESİNİ MERAK ETMEYE BAŞLADI

Aylar yıllara dönüştü. 1986’da Marisa ve Lluis, Elvira ve kardeşlerini resmen evlat edindi. Çocukların soyadları Moral Manera oldu. Bugün 41 yaşında olan Elvira, The Guardian’a yaptığı açıklamada, çiftin hep hayalini kurduğu 3 çocuklu aileye kavuştuğunu belirtti. Kendilerinin de çok şanslı olduğunu söyleyen Elvira, “Bize büyük ikramiye vurmuştu” dedi.

Kardeşler yeni evlerinde mutlu ve sağlıklıydı. Araları da gayet iyiydi. Elvira zaman zaman biyolojik ebeveynlerinin onları neden terk ettiğini merak etse de kafasına takmamaya çalışıyordu. Evlat edinilmiş olmak kardeşler için bir tabu değildi.

Elvira ara sıra kapının çalacağını ve annesiyle babasının “Bonjour!” diyerek içeri gireceğini hayal ediyordu. Arada ağabeylerine eski hayatlarıyla ilgili hatırladıklarını anlattırıyordu. Paris’ten ve Fransa’nın kırsalından kırık dökük anılar, kar altındaki İsviçre’ye ya da Belçika’ya yapılan geziler, babalarının arabasının arka koltuğunda yolculuklar, çocuklara mutlaka süt içiren siyah elbiseli bir yaşlı kadın bölük pörçük hatırladıkları şeylerdi. Elvira bu anıları dinlemeyi sevse de biyolojik ailesini aramayı hiç düşünmemişti.

Meslek seçme zamanı geldiğinde, Elvira, Lluis’in izinden giderek işitme engelliler öğretmeni oldu. (Lluis, Elvira 18’ine gelmeden vefat etmişti) ve yıllar boyunca kişinin karakterinin belirlenmesinde genlerinden çok yetiştirilme tarzının etkili olduğuna inandı.

2014 yılında Elvira ve İtalyan eşi Marco’nun bir oğlu oldu. Hamilelik sürecinde Elvira biyolojik ailesini daha fazla merak etmeye başladı. Kalıtsal bir hastalığın taşıyıcısı olma ihtimali kafasını kurcalıyordu.

2017’de ikinci oğlunu dünyaya getiren Elvira’nın merakı günden güne artıyordu. Acaba annesi onu emzirmiş miydi? Birlikte geçirdikleri kısa sürede ne gibi ritüeller edinmişlerdi? Kendi çocuklarına o kadar çok kıymet veriyordu ki bir annenin evlatlarını bırakması için mutlaka hayatını altüst eden bir şey yaşamış olması gerektiğine inanıyordu.

Çocukları büyüdükçe Elvira içinde bulundukları durumun tuhaflığını daha da iyi anladı. 5 yaşındaki bir çocuğun anne babasının adını bilmemesi nasıl mümkün olabilirdi?

UZAK AKRABALARI FRANSA’DA DEĞİL İSPANYA’DA ÇIKTI

Aralık 2020’de kendi kendine Noel hediyesi vermek isteyen Elvira, bir MyHeritage DNA testi yaptı. MyHeritage’ın geniş DNA veri tabanında kan bağı olan birilerini bulmayı ümit ediyordu.

Sonuçlar Elvira’yı şaşırttı. Akrabalarının çoğunluğu İspanya’nın güneyinde yaşıyordu. Fransa’daki akrabalarının sayısı ise çok azdı. “Bu benim için bir şok oldu. Biz Fransız olduğumuzdan emindik” dedi Elvira.

Ancak sonuçlar tam kesinlik içermiyordu. Kan bağı olan kişilerle Elvira’nın DNA ortaklığı yüzde 1-2 civarındaydı. Elvira bu kişilerle iletişim kurmaya çalıştığında bazılarından hiç yanıt alamadı. Yanıt verenler ise bilgi sahibi değildi. “Buraya kadarmış, onları asla bulamayacağız” diye düşünmüştü Elvira. Ama yine de pes etmeye niyeti yoktu. Arayışı yeni başlamıştı.

Elvira, ağabeylerine ve Marisa’ya biyolojik ailesini aramaya başladığını söyledi. İki gün sonra Marisa, Elvira ve Ramon’u bir aile toplantısı için evine davet etti. (Ricard o sırada Barselona’da değildi.) Çocuklara göstermek istediği bir şeyler vardı.

Bunlar Marisa’nın Temmuz 1984’te gazetelerden kestiği birkaç kupürdü. Haberler Raymond Vaccarizzi isimli bir Fransız hakkındaydı. Lyon’da yaşayan bir mafya patronu olan Vaccarazzi, 1980’lerin başında çete savaşlarının kızışması nedeniyle ve Fransa polisinin yakasına yapışmak üzere olduğu endişesiyle Barselona’nın kuzeyindeki bir sahil köyü olan L’Escala’ya taşınmıştı.

Vaccarizzi, bir fuhuş çetesini yönetiyor, güvenlik karşılığında haraç almasıyla ve şiddete eğilimli olmasıyla tanınıyordu.

VACCARIZZI CEZAEVİNDE ÖLDÜRÜLDÜ

Vaccarizzi, 1983 sonunda cinayetten yargılanarak Barselona’da bulunan La Modelo cezaevine gönderilmişti. Burası oldukça işlek bir noktada bulunan eski bir binaydı. Tasarımı gereği üst katlarda kalan mahkûmlar koğuşlarından dahi çıkmadan yoldan geçenlerle konuşabiliyordu.

14 Temmuz 1984’te eski bir fahişe olan Fransız eşi Antoinette, Vaccarizzi’yi cezaevine ziyarete gitti. Vaccarizzi aşağı doğru eğilmiş Antoinette’le konuşurken caddenin karşısındaki binanın 6’ncı katına yerleşmiş bir keskin nişancı tarafından kafasından iki kurşunla vurularak öldürüldü.

Olay yerel basında geniş yer buldu. Tetikçinin papaz gibi giyindiği, fil silahı kullandığı ya da Fransa ordusu bünyesindeki elit bir ekip tarafından eğitildiği gibi söylentiler oldukça yaygındı. Ancak kendisi de zamanında üç hasmını acımasız bir biçimde öldürtmüş olan “Şeytan” lakaplı Vaccarizzi’nin ölümüne üzülen yok gibiydi. Bu olaydan sonra Antoinette ortadan kayboldu. Çiftin L’Escala’da tek başına kalan ergenlik çağındaki oğlu da rakip bir mafya ailesine katıldı.

Marisa, bu kupürleri saklamasının nedenini Elvira ve Ramon’a şöyle açıkladı: Vaccarizzi Fransız’dı ve ön adı olan Raymond, Ramon’un Fransızca versiyonuydu. Çocukların pahalı otomobiller ve aniden çıkılan yolculuklarla ilgili hatıraları da anne babalarının suça bulaşmış olabileceğine işaret ediyordu. Marisa ve Lluis, çocukların babasının Vaccarizzi olduğunu tahmin ediyordu.

Elvira için Marisa’nın anlattıkları hem inanılmaz hem de fazlasıyla mümkündü. Şu an 74 yaşında olan Marisa, The Guardian’a yaptığı açıklamada o zamanlar gangsterlerin çocukları gizlice takip ediyor olabileceğinden bile korktuklarını belirtti.

Ne var ki 44 yaşındaki Ramon’a göre, Vaccarizzi’nin babaları olması mümkün değildi. En büyük çocuk olduğundan babasını hayal meyal de olsa hatırlıyordu. Hatta bir keresinde televizyonda gördüğü bir adam için “Babamıza benziyor” diyerek herkesi şaşırtmıştı. Aradan 38 yıl geçmiş olsa da herkes Ramon’un “Vaccarizzi babamız değil” hükmünü doğru kabul etti. Elvira’nın elindeki tek ipucu ise Ramon’un hatırladıklarıydı.

RAMON SİLAHLA OYNADIĞINI HATIRLIYORDU

Gazete kupürlerinin haricinde Marisa, Elvira ve diğer çocuklarla ilgili raporları da saklamıştı. Doktorlar ve bakıcılar çocukların sağlıklı ve normal olduğunu belirtiyordu. Elvira’nın tek tuhaflığı yatağına enine uzanmak istiyor olmasıydı.

Bu belgeler çocukların hangi milletten olduğu muammasını daha da derinleştirdi. Ricard bazı belgelerde Richard (Fransızca), bazılarında Ricardo (İspanyolca), bazılarında ise Ricard (Katalanca) olarak anılıyordu. Belgelerde çocukların tren istasyonunda terk edilmeden önce babalarıyla birlikte Denis, Denis’in eşi ve çocuklarıyla beraber yaşadığı belirtiliyordu. Annelerini uzun zamandır görmemişlerdi ve bakıcılara dediklerine göre, babaları çocuklara, “Anneniz artık sizi sevmiyor” demişti.

Babaları Vaccarizzi olmasa bile, Marisa’nın yeraltı dünyası bağlantılarıyla ilgili tahminleri mantıklı görünüyordu. Çocukların hatırladıkları bazı şeyler de bunu destekliyordu. Örneğin Ramon bir keresinde kaldıkları bir evde bir tabanca bulmuştu. İki kardeş bu tabancayla oynarken Ramon silahı Ricard’a doğrultup tetiği çekmişti. Gerçek kurşunlarla dolu silah sağır edici bir gürültüyle patlamış ve babaları çok öfkelenmişti.

Başka bir seferinde babalarıyla birlikte deniz kenarında bir restorana gittiklerini, babalarının kontağı dahi kapatmadan birkaç dakikalığına içeri girdiğini, çıktığında ise yüzünün gözünün kan içinde olduğunu anlattı Ramon.

Ricard’ın hatırladıkları ise daha sınırlı ama oldukça netti. Ortanca kardeş, babalarının bir uçurumun kenarına park ettiği siyah Porsche’yi, Paris’teki Eiffel Kulesi manzaralı dairenin ahşap döşemelerini ve babalarını hastanede ziyaret ettiklerini hatırlıyordu. Her şey mafya filmlerindeki gibiydi.

Ağabeylerinin hatırladığı bu detayların yasa dışı bir hayata işaret etmesi, Elvira’yı endişelendirmeye başladı. Ama tüm endişelerine rağmen Ramon’u hipnotize ettirip hatıralarının derinine inmeyi önerdi. Ancak psikologlar hipnozun sahte hatıralar yaratabileceğini ya da gerçek hatıraları silebileceğini söyleyince bu fikirden vazgeçtiler.

Elvira yine bir çıkmaza girdiğini hissediyordu.

HİKÂYESİNİ RADYODA ANLATINCA OLAY OLDU

Mart 2021’de bir arkadaşı Elvira’yı Katalan radyosu RAC-1 ile temasa geçirdi. Islandia isimli sohbet programına bir röportaj veren Elvira daha sonra “Yabancılar beni neden dinlemek istesin ki?” diye bir utanca kapıldı. O kadar ki programın yayınlandığı gün radyoyu dahi açabilecek vaziyette değildi.

Elvira, 20 Mart 2021 günü yayınlanan programda hikâyesini açık açık anlattı, babasının bir suçlu olabileceğine dair teorileri sıraladı. Ailesine öfkeli olmadığını, sadece üzgün olduğunu ve bu trajedinin üzerindeki esrar perdesini kaldırmak istediğini söyledi.

Bilmediği şey ise Katalonya’da 150.000 kişinin Islandia’yı dinliyor olmasıydı. Program daha bitmeden Elvira’nın telefonu çalmaya başladı. Okuldan, işten ve diğer yerlerden tanıdıkları kendisini arayıp, “Neden bize bugüne kadar bunlardan hiç bahsetmedin?” diye soruyordu. Yardım etmeyi teklif edenler de vardı. Elvira önce kendini ifşa olmuş hissetti; sonra tansiyonu fırladı, hastanelik oldu.

Birkaç hafta içinde hiç tanımadığı insanlar Elvira’nın arayışının bir parçası haline geldi. Açılan Facebook sayfası amatör dedektiflerin ve geneoloji meraklılarının akınına uğradı. İpuçları yağıyordu. Akıl almaz teoriler, yalan yanlış hikayeler havada uçuyordu. Ancak Elvira’nın yaşadıkları o kadar dramatikti ki en inanılmaz şey bile olası görünüyordu. Elvira sürekli umutlanıyor, sürekli hayal kırıklığı yaşıyordu.

Bu zor süreçte en yakın dayanağı 51 yaşındaki adli tıp doktoru Montse Del Rio’ydu. Elvira’nın hikayesini radyoda dinlemiş olan Del Rio, İspanya İç Savaşı’ndaki ölüm mangalarının kurbanlarını bulma konusunda oldukça tecrübeliydi. İlk günden itibaren Elvira’ya dost ve müttefik olan Del Rio, genç kadınla birlikte yolculuklar yapıyor görüşmelere gidiyordu.

Bir diğer gönüllü de 54 yaşındaki amatör kriminoloji uzmanı Carmen Pastor’du. Radyo yayınından sonraki 2 ay boyunca günde 14 saatini bu işe ayıran Pastor, önemli bir keşif yaptı.

Baba Ramon Martos Sanchez

VE SONUNDA BİR AKRABAYA ULAŞILDI

Pastor, Elvira’dan DNA sonuçlarını istemiş ve inatla uzak akrabalarla iletişim kurmaya çabalamıştı. Nihayetinde Elvira ile yüzde 1,4 DNA ortaklığı olan bir kişiye ulaştı. Bu kadın ile Elvira’nın büyük büyük büyükanne ve dedesi ortaktı. Kadın üç kayıp çocuk hikâyesinin kendisine tanıdık geldiğini belirtip diğer aile üyelerine danışmak için zaman istemişti Pastor’dan.

Nihayet 15 Mayıs günü beklenen haber geldi. Pastor, Elvira’yı arayıp “Sanırım ailenin bir kısmını buldum” dedi. Elvira şoktaydı, her an kalp krizi geçirecek gibi hissediyordu kendini.

Akşam saatlerinde Pastor arayıp ayrıntıları aktardı. Elvira’nın ikinci göbekten kuzeniyle konuşmuştu. Bu kuzen kayıp üç kardeşten haberdardı. En büyüklerinin adının Ramon olduğunu da hatırlıyordu. Eğer dedikleri doğruysa çocukların babası Sevillalı Ramon anneleri ise Madridli Rosario’ydu. Elvira hayatı boyunca kendini Fransız bildiğinden buna inanmakta güçlük çekiyordu.

O gece bir başka potansiyel kuzen olan Lorena, Elvira’yı aradı ve “Gerçekten akrabaysak seninle tanışmak isteyen birçok kuzen, teyze, dayı var” dedi. Ramon hemen Elvira’yı aradı ve görüntülü konuşmaya hazır olmasını istedi. (Ricard, Katalonya kırsalında dijitalden uzak bir hayat yaşadığından ona erişilemedi.)

İlerleyen saatlerde Elvira’nın telefonu çaldı. Arayan kuzeni Mari’ydi. Yanında annesi yani Elvira’nın teyzesi Felisa vardı. 620 kilometre uzakta, Madrid’in fakir mahallelerinden birinde yaşıyorlardı.

Elvira’nın başı dönüyordu. Mari bir noktada fotoğraf albümlerini açıp Elvira ve ağabeylerinin bebeklik fotoğraflarını ortaya döktü. Bir anda kendilerine süt içiren yaşlı kadını gördüler. 2013’te vefat eden anneanneleri Ines’ti o kadın. Fotoğrafların birçoğunda bir kadın ve bir adam çocukları kucaklıyor, gezdiriyor, yedirip içiriyordu. Hep hatırladıkları yeşil Jaguar otomobil de fotoğraflardan birine girmişti. Elvira, 2 yaşında koptuğu anne ve babasını yıllar sonra ilk kez görüyordu.

İsimleri Ramon Martos Sanchez ve Rosario Cuetos Cruz’du. Baba güler yüzlü, kır ve gür saçlı bir adamdı. Annenin ortadan ayrılmış uzun siyah saçları ve kalemle çizilmiş gibi düzgün hatları vardı. Çocuklardan ayrıldıkları sırada biri 34 diğer 35 yaşındaydı.

Gözyaşları ve kahkahaların birbirine karıştığı videolu görüşmeyi bir sonraki hafta sonu hep birlikte Madrid’de buluşmak için sözleşerek noktaladılar. Gizemin yarısı çözülmüştü. Elvira biyolojik ailesinin kim olduğunu öğrenmişti. Şimdi sırada “Nerede bu insanlar?” sorusu vardı. Ancak bu soruyu soran sadece Elvira değildi. Zira Ramon ve Rosario’yu 1983’ten beri gören olmamıştı.

ERTESİ GÜN BABA TARAFIYLA DA İLETİŞİM KURDU

Videolu görüşmeden bir gün sonra Elvira bu kez babasının Sevilla’daki akrabalarıyla temasa geçti. Ramon 7 çocuklu bir ailenin oğluydu ve bu çocuklardan sadece biri, Elvira’nın halası Luisa hayattaydı. Ne var ki kadın çok yaşlıydı ve yeğenlerinin bulunduğunu öğrendikten sadece 2 gün sonra hayatını kaybetti.

Bir sonraki hafta Elvira ve ağabeyleri Madrid’e gitti. Bu ziyaret sırasında (ve Sevilla’daki aile üyeleriyle yapılan sohbetler sayesinde) Elvira yapbozun parçalarının bir kısmını toplamayı başardı.

Baba Ramon, bir hırsızdı. (Elvira babasının 1973’te tutuklandıktan sonra çekilmiş bir sabıka fotoğrafını bile buldu.) 1978’de polisle çatışmaya girmişti, daha sonra Rosario’yla birlikte Fransa’ya kaçmışlardı. Bir süre bazı akrabalarının yanında yaşamış sonra bir anlaşmazlık yaşayıp kendi evlerine çıkmışlardı. Ama adreslerini kimse hatırlamıyordu.

Elvira’nın akrabaları Ramon’u zeki, etkileyici, keyfine düşkün bir adam olarak hatırlıyordu. Fransa’ya göçtükten sonra Ramon suç aleminde daha da yükselmişti. Sahte para ve mücevher satışından para kazanıyordu. 80’lerde Paris’te çok yaygın olan banka soygunlarından bazılarında parmağı olması da söz konusuydu.

Rosario ve Ramon’un çocuk sahibi olma girişimleri başta başarısız olsa da Fransa’ya yerleştikten sonra 3,5 yıl içinde üç bebekleri dünyaya gelmişti. Akrabalarının dediğine göre Rosario çocuklarını çok seviyordu. İspanya’daki akrabalarıyla telefon ve posta yoluyla iletişimi koparmayan çift, çocuklarını sık sık anneannelerinin yanına gönderiyordu.

Ancak Mayıs 1983’te yani çocuklar terk edilmeden aşağı yukarı 1 yıl önce hem Rosario’nun hem de Ramon’un aileleriyle olan iletişimleri koptu. Ara sıra İspanya’yı arayıp “Rosario” ve “Ramon” diye bağıran bir Fransız kadın vardı. Ama İspanya tarafında kimse Fransızca bilmediğinden iletişim kurulamamış aramaların da arkası kesilmişti.

Aileler polisi aramayı da düşünmüştü ama Rosario ve Ramon’un kanundan kaçıyor olma ihtimali nedeniyle bu fikirden de vazgeçilmişti. Rosario’nun akrabalarının danıştığı bir falcı “Çocuklar iyi ama anne baba karanlık bir yerde” yorumunu yapmıştı.

Elvira’nın teyzesi Felisa, The Guardian’a yaptı açıklamada, Rosario ile en son Mayıs 1983’te konuştuğunu söyledi. O sırada Baba Ramon ağır hastaydı. Paris yakınlarında bir sanatoryumda verem tedavisi görmüştü. Felisa uzun bir süre boyunca Ramon’un öldüğünü, Rosario ve çocukların ise daha büyük bir trajediye gömülmüş olmasından endişelendi. Felisa, “Rosario’nun aklını kaybetmiş olabileceğini düşünüyordum” dedi.

DOĞUM GÜNLERİNİ BİLE YANLIŞ BİLDİKLERİ ANLAŞILDI

Elvira neredeyse 40 yıl boyunca evlat edinilmiş bir çocuk olmayı kabullenmişti ama merak ettiği pek çok şey vardı. Örneğin çocukların doğum belgeleri olmadığından yaşları ancak tahmin edilebiliyordu. Elvira’nın doğum tarihi kayıtlara Azize Elvira Günü nedeniyle 25 Ocak 1982 olarak geçmişti. Ancak anne babanın isimleri belli olunca çocukların doğum belgeleri de geneoloji uzmanları tarafından bulundu. Elvira aslında 29 Aralık 1981’de Paris’te dünyaya gelmişti. Diğer kardeşlerin doğum yerleri de Paris’ti ama adresler farklıydı. Ricard 7 ay, Ramon ise 3 ay daha büyüktü.

Elvira’nın biyolojik ailesine dair öğrendiklerinin bazıları karanlık şeylerdi. Örneğin Ramon iflah olmaz bir çapkındı, Rosario’ya zaman zaman şiddet uyguluyordu, Rosario ise sert ve çoğu zaman somurtkan bir kadındı. Bütün bunlar bir araya geldiğinde, çiftin çocuklarını terk etmesinin nedenine dair senaryolar daha da karanlıklaşıyordu. Ramon ortadan kaybolmadan çok kısa bir süre öncesinde kuzenine çok büyük bir vurgun yapmak üzere olduğunu söylemişti. Bu iş ters gitmiş ve çift kaçmak zorunda kalmış olabilir miydi? Ya Ramon, Rosario’yu öldürdüyse? Belki de rakip bir çete her ikisini birden öldürmüştü. Ya da bir soygun sırasında kaza kurşununa kurban giden çift gizlice gömülmüştü. Sonuçta Ramon her an başını belaya sokma potansiyeline sahip bir insandı.

Her ne olduysa, çiftin yaşadığı bilinen son şehir Paris’ti. Elvira’nın arayışına buradan devam etmesi gerektiği ortadaydı. Mart 2022’de Elvira ve eşi Marco, Paris’te bir hafta sonu geçirdi.

Elvira’nın Paris’te yaptığı ilk şey İspanya kökenli yaşlı bar sahipleriyle görüşüp, babasının fotoğraflarını onlara göstermek oldu. Adamların Ramon’u tanımış olmaları Elvira’yı heveslendirmişti. Ancak bu anıların ne kadarının gerçek ne kadarının uydurma olduğu bir soru işaretiydi. Zira o bar sahiplerinden biri olan 71 yaşındaki Arturo Sanchez, The Guardian’a, “Ben o adamı dün sokakta görmüş olabilirim” diye konuşmuştu.

Anne Rosario Cuetos Cruz

HERKES YARDIM ETMEK İSTİYORDU, KİMSENİN ELİNDEN BİR ŞEY GELMİYORDU

Aslına bakılırsa bu durum Elvira’nın hayatını zorlaştırmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Hikâyesi çok dokunaklı olduğundan herkes bu kadına yardım etmeye çalışıyordu. Ama ellerinde yardım etmelerini sağlayacak bir şey yoktu. Terk edilmiş üç güzel çocuğun kocaman gözlerle baktığı o fotoğraflar herkesin yüreğini titretiyordu. Buna Elvira’nın heyecanı da eklenince insanlar boşa da olsa umut vermeden duramıyordu. Ancak bu umutlar hep hayal kırıklığına dönüşüyordu.

Ellerinde yeterince ipucu bulunmayan Elvira ve Ramon, bir noktada L’Escala bağlantısını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. Babalarının Vaccarizzi olmadığı kesinleşmişti ama çetelerle bağlantısı olabilir miydi? Denis onları Barselona’daki istasyona bırakmadan önce burada yaşıyor olabilir miydi? (Ellerinde Denis’le ilgili ipucu yoktu ama Ramon’un hatırladığı kadarıyla bu adam ve babası kardeş gibiydi. Muhtemelen Belçika tatili fotoğraflarında babasının yanındaki altın kolyeli adam oydu.) Ramon’un tahminine göre, tabanca olayı da tıpkı L’Escala gibi güneşli bir Akdeniz kasabasında yaşanmıştı.

The Guardian muhabiri Giles Tremlett, Eylül ayı ortalarında L’Escala’ya giderek orada yaşayan eski gangsterlerle görüştü ama yine bir sonuç elde edilemedi. Adamlar Elvira’nın babasını da Denis’i de tanımıyor, hatırlamıyor ya da tanıdığını gizliyor gibiydi.

Ekim ortasında Elvira, yeni ailesiyle görüşmek üzere İSPANYA’nın en güney ucu olan Tarifa şehrine gitti. Burada babasının 90 yaşındaki halası Manola’yla tanıştı. Manola Elvira’yı görünce gözyaşlarına hâkim olamadı. Çünkü Elvira merhum halalarından birine çok benziyordu. Manola’nın, “Annen bir keresinde bana vurmuştu” demesi Elvira’yı pek şaşırtmadı çünkü babasının başka akrabaları da Rosario’nun fevri ve agresif tavırlarından söz etmişti.

HİÇ BİLMEDİĞİ BİR BOŞLUĞU DOLDURDU

Biyolojik ailesini bulma çabaları sayesinde daha sabırlı bir insan haline geldiğini belirten Elvira, aynı yaş grubundaki kuzenleri Rosa-Mari, Ana ve Manoli ile de sağlam ilişkiler kurdu. Bir Katalan olarak yetiştirilen Elvira, hem kendisinin hem de Ramon’un flamenkoya duyduğu anlaşılamaz ilgi ve sevginin babalarından miras kalan bir özellik olduğunu da bu süreçte keşfetti.

Katalonya’daki ailesini hâlâ çok sevdiğini ancak biyolojik ailesini ve kökenlerini bulmanın içinde var olduğunu bilmediği bir boşluğu doldurduğunu da sözlerine ekleyen Elvira, “Kendimi daha tamamlanmış hissediyorum” diye konuştu.

Elvira, anne ve babasına ne olduğunu hâlâ merak ediyor. Hayattaysalar eğer, Ramon ve Rosario’nun şu an 70’lerinin ortalarında olmaları gerekiyor. Peki bu durumda internetin nimetlerinden de faydalanıp çocuklarını aramaları gerekmez miydi? Elvira’ya göre, kendileriyle hiç iletişim kurmamış olmaları büyük olasılıkla Ramon ve Rosario’nun öldüğü anlamına geliyor. Ancak bu farkındalık Elvira’nın hayaller kurmasına engel değil.

Bu insanların akıbetinin belirlenmesi için soruşturmanın bazı noktalarda derinleştirilmesi şart. Örneğin çocukların terk edilmesi ve Ramon’un suç geçmişiyle ilgili polis kayıtlarına henüz ulaşılabilmiş değil. Ancak Montse Del Rio, Elvira’nın yakında bu belgeleri elde edeceğinden emin olduğunu söyledi.

Diğer yandan Elvira, yabancıların da desteğiyle araştırmasını buralara kadar getirebilmiş olma başarısıyla gurur duyuyor. Başta evlatlık ailesi olmak üzere yabancıların nezaketinin hayatında hep çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Elvira, son iki yılda buna olan inancının bir kez daha tazelendiğini, yapbozun eksik parçasını da bu şekilde bulmayı ümit ettiğini belirtti.

Yeniden L’Escala’ya gidip eski gangsterlerle görüşme planları yaptığını da vurgulayan Elvira, “Ne zaman bir şey çıkacağını asla bilemezsiniz. Bunu daha önce yaşadık, yine yaşayabiliriz” diye konuştu.

The Guardian’ın “Three abandoned children, two missing parents and a 40-year mystery” başlıklı haberinden derlenmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir